<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0">
<channel>
<title>Sorğulama Zamanı Düşünce Topluluğu</title>
<link>/</link>
<description>vérili olanı sorğulayar</description>
<language>tr-tr</language>
<pubDate>Thu, 18 Jun 2026 20:49:06 +0300</pubDate>
<generator>FemaCMS - Mahmut ÖZDDEMİR</generator>
<ttl>300</ttl>
<managingEditor>bilgi@sorgulamazamani.com</managingEditor>
<webMaster>bilgi@mahmutozdemir.com.tr</webMaster>
<image>
   <url>/assets/images/logo.png</url>
   <title>Sorğulama Zamanı Düşünce Topluluğu</title>
   <link>/</link> 
   <width>160</width> 
   <height>40</height>
</image>
<item>
<title>Strateji, Stratejik Düşünme ve Planlama*</title>
<description><![CDATA[<table border="0" width="100%"><tr><td width="100"><img src="//assets/uploads/article/thumb/136.jpg"></td><td valign="top">Bu yazı strateji, stratejinin önemi, strateji geliştirmenin temel bileşenleri, stratejik düşünme, stratejik planlama, stratejik başarının koşulları ve başat stratejinin neliği ile ilgili niteliksel açıklamalar sunar. Ardından strateji ile siyasetin, strateji ile zamanın, strateji ile taktik ve strateji ile kurnazlık arasındaki ilişki tartışılır.</td></table>]]></description>
<pubDate>Wed, 09 Oct 2019 13:18:00 +0300</pubDate>
<link>/tr/makale/toplum-ve-kultur/407/strateji-stratejik-dusunme-ve-planlama/</link>
<image></image>
<guid>/tr/makale/toplum-ve-kultur/407/strateji-stratejik-dusunme-ve-planlama/</guid>
</item>
<item>
<title>Çanakkale ve Milli Mücadele</title>
<description><![CDATA[<table border="0" width="100%"><tr><td width="100"><img src="//assets/uploads/article/thumb/135.jpg"></td><td valign="top"><p>Tarih sadece merak gidermek için okunursa bir işe yaramaz. Aynı zamanda tarih sadece geçmişten de ibaret değildir. Günümüzü ve geleceğimizi sahih değerler üzerine inşa etmek istiyorsak mutlaka geçmiş tecrübelerimizin zemininden hareket etmek zorundayız. Bunun için Çanakkale’yi ve Milli Mücadele’yi konuşuyor olmak, günümüzü ve geleceğimizi konuşmak anlamına gelir.</p>
<p>Ayrıca, tarih yalnızca yazılanlardan da ibaret değildir; tarih, gerçekten olandır. Fakat, Batılı doğubilimciler etnik merkezli yaklaşımlarından dolayı Batı dışında kalan diğer halkların tarihleri üzerine yalanlar uydurdular ve hala uydurmaktadırlar. Çünkü onların amacı diğer milletleri aşağılayarak sömürmekti.</p>
</td></table>]]></description>
<pubDate>Sun, 10 Mar 2019 13:27:00 +0300</pubDate>
<link>/tr/makale/tarix-ve-gelecek/404/canakkale-ve-milli-mucadele/</link>
<image></image>
<guid>/tr/makale/tarix-ve-gelecek/404/canakkale-ve-milli-mucadele/</guid>
</item>
<item>
<title>Yaşadığımız Dünya: Yalanlar, Yanlışlar ve Gerçekler</title>
<description><![CDATA[<table border="0" width="100%"><tr><td width="100"><img src="//assets/uploads/article/thumb/92.jpg"></td><td valign="top"><p>Günümüzde öylesine karmaşık ilişkiler ve öylesine çok değişkenli bir dünyada yaşıyoruz ki yaşadığımız dünyayı anlamak giderek zorlaşmaktadır. Özellikle de hızla gelişen teknolojinin etkisini giderek daha da arttırdığı “söylemin gücü” insanın yaşadığı gerçekliği anlamlandırmasında çok önemli olmaktadır. Farklı söylemlerin mevcudiyeti söz konusu olsa da “egemen söylem” hem yaşadığımız dünyayı biçimlendiriyor ve hem de yaşadığımız dünyanın ne olduğunu bize anlatıyor. Bu konuşmanın temel amacı yaşadığımız dünyanın yaşandığı biçimi ile yaşanmasının kaçınılmaz olduğunu ileri süren “küreselleşme söylemini” ele almak ve bu söylemin savlarını yaşadığımız gerçeklikle ilişkisini kurarak yanlışlarını, yanılgılarını ortaya koymaktır. Bu gerçekleştirilirken de özellikle bilim-iktidar ilişkisi de dikkate alınarak aslında söylemin yalan üzerine kurulan bir kurgu olmanın ötesine geçmediğini bu kurgunun da yaşanan dünyanın biçimlenmesinde çıkar sağlayan güç ilişkileri ile ilgili olarak ortaya konulduğu gerçeğinden hareket edilmektedir.</p>
<p>Bu doğrultuda konuşmada öncelikle küreselleşme kavramının farklı ve çatışan kavramsallaştırmalarının olduğu ve bu kavramsallaştırmalarda hangisinin neden egemen olduğu tartışılırken bu söylemin yükselişinin tarihsel ve toplumsal arka planı ele alınarak nasıl ve neden yükseldiği sorusuna yanıt verilmeye çalışılacaktır. Ardından şimdilerde toplumsal sorunların giderek daha arttığı ve mevcut sorunların da daha da derinleştiği bir dünyada yaşamakta olduğumuza dair gerçeklikler üzerinden küreselleşme söylemine göre biçimlenen dünyada, vaat ettiği “küçük sevimli dünya”nın gerçekleşmesi yerine tam tersi yönde süreçler ve sonuçlar ele alınarak söylemin yalanları, yanlışları ve yanılgıları ortaya konulacaktır. Son olarak da sürecin sorunlarının çözümünün ne olabileceği konusunda belli öneriler sunulmaya çalışılacaktır.</p>
</td></table>]]></description>
<pubDate>Sat, 21 Jan 2017 09:36:00 +0300</pubDate>
<link>/tr/makale/toplum-ve-kultur/333/yasadigimiz-dunya-yalanlar-yanlislar-ve-gercekler/</link>
<image></image>
<guid>/tr/makale/toplum-ve-kultur/333/yasadigimiz-dunya-yalanlar-yanlislar-ve-gercekler/</guid>
</item>
<item>
<title>İslam Düşüncesinde Din-Siyaset İlişkisi</title>
<description><![CDATA[<table border="0" width="100%"><tr><td width="100"><img src="//assets/uploads/article/thumb/90.jpg"></td><td valign="top"><p>Grek düşünürler siyasi sorunları tartışırken önlerinde, siyasetten ekonomiye, inançtan eğitime tüm toplum yaşamını kuşatan şehir devleti (Polis) dururken, klasik İslam düşünürlerinin önünde şer’i yasalar ve İslam Devleti duruyordu. Dolayısıyla İslam dünyasında yaşayan düşünürlerin, siyasi argümanlarını ortaya koyarken tamamen rasyonel öncüllerden hareket etmeleri düşünülemezdi. Çoğu kez onlar hem inançları gereği hem de felsefeyi meşrulaştırma kaygısıyla siyasi tartışmalara doğrudan ilahi bir düzen kabulüyle başlıyorlar, sonra da şer’i yasaların haklılığını kanıtlama telaşına düşüyorlardı. Şeriat içerisinde sıkışan bir siyaset anlayışını aşamıyorlardı. Bu kısır döngünün aşılaması için ya seküler bir tavırla din dışlanacak (ki bu o dönemlerde ne mümkün ne de arzu edilir bir durumdu) ya da din ile siyaset, 13. Asrın sonlarında İbn Haldun’un yaptığı gibi, farklı olgular olarak ele alınarak yeni siyaset kuramlarına kapı aralanacaktı. Her tür deneme İslam dünyasında iç içe geçmiş olan din ve siyaset kurumlarının yeniden ele alınmasını zorunlu kılıyordu. Ancak hem din hem de siyaset kurumlarının ortak dayanağı olan felsefe bu girişimden bağımsız düşünülemezdi.</p>
<p>İslam dünyasında felsefe yapmaya kalkan her düşünür, önce felsefenin doğası gereği içinde bulunduğu kültür ve değerler sahasını anlama ve kavramsallaştırma, sonra da kendi etkinliğini meşrulaştırma yolunda siyaset olgusuyla hesaplaşmak zorundaydı. Zamanının başat sorununun “akıl” ile “vahiy” arasındaki çatışmayı çözmek olduğu düşünülürse, felsefenin, dinin kendisini siyaset olarak sunduğu İslam dünyasına, siyasetin kılavuzluğunda girmiş olması daha iyi anlaşılır.</p>
</td></table>]]></description>
<pubDate>Sat, 17 Dec 2016 17:59:00 +0300</pubDate>
<link>/tr/makale/dusunce-ve-felsefe/330/islam-dusuncesinde-din-siyaset-iliskisi/</link>
<image></image>
<guid>/tr/makale/dusunce-ve-felsefe/330/islam-dusuncesinde-din-siyaset-iliskisi/</guid>
</item>
<item>
<title>İnsan Nedir? Özgürlük Belirlenebilir mi?</title>
<description><![CDATA[<table border="0" width="100%"><tr><td width="100"><img src="//assets/uploads/article/thumb/87.jpg"></td><td valign="top"><p>İnsan nedir? Özgürlük belirlenebilir mi veya tanımlanabilir mi? Daha dramatik bir şekilde ifade edecek olursak: özgürlük bilinebilir mi? İnsanlık tarihinin ürettiği ve birine verilen yanıtın diğerine verilecek yanıtı doğrudan belirlediği başka bir soru çifti var mı acaba? İnsanı tanımladığımız zaman neredeyse doğrudan özgürlüğü ve özgürlüğü tanımladığımız zaman da neredeyse doğrudan insanı da beraber tanımlarız. İnsan nedir, neden vardır? İnsanın varlığının amacı önceden belirlenmiş midir yoksa insanın varlığına kendisinin karar vermesi gerekir? Eğer insanın varlığının anlamı önceden belirlenmiş ise, bunu nasıl bileceğiz, bunu bilebilmek için nereye bakacağız? Yok, eğer insanın varlığına anlamı yine insanın kendisi veriyorsa, insan bunu neye göre belirleyecektir? Bu karar bireysel bir kara mıdır, yoksa toplumsal bir karar mıdır? Belki de hem toplumsal hem de bireysel bir karadır.</p>
<p>Özgürlük nedir? Hak ve sorumluluk bağlamında düşünürsek, özgürlük sadece haklara sahip olmak anlamına mı gelir? Özgürlük kavramı zorunlu olarak sorumluluk ve ödev kavramını içermez mi? Böyle olunca, eş deyişle, özgürlük kavramı yükümlülük kavramını içerecek şekilde düşünülürse, bu özgürlük kavramının özüne aykırı bir girişim olmaz mı? Nedir o halde özgürlük? Neredeyse herkesin gözü kapalı onayladığı "herkesin istediğini yapması" özgürlük müdür örneğin? Diğer taraftan yaşadım diyebilmenin olmazsa olmaz ilkesi olan "insanın kendini gerçekleştirmesi" ne anlama gelmektedir?</p>
</td></table>]]></description>
<pubDate>Sat, 21 May 2016 11:07:00 +0300</pubDate>
<link>/tr/makale/dusunce-ve-felsefe/327/insan-nedir-ozgurluk-belirlenebilir-mi/</link>
<image></image>
<guid>/tr/makale/dusunce-ve-felsefe/327/insan-nedir-ozgurluk-belirlenebilir-mi/</guid>
</item>
<item>
<title>Aşk</title>
<description><![CDATA[<table border="0" width="100%"><tr><td width="100"><img src="//assets/uploads/article/thumb/89.jpg"></td><td valign="top"><p>Ahmet İnam, “AŞK”  kitabıyla hepimizi yeniden, yitirdiğimiz “AŞK’a” çağırıyor. İnsana sunulmuş engin anlam ve hakikat kaynağı olan “AŞK’a”. Hakikat duygusuna en yaklaştığımız hal olan “AŞK”, sadece kendi hakikatimizi ötekine yansıtmak değil, ötekinin hakikatini de keşfetmektir. “AŞK” yeni bir dünya kurabilme olanağıdır. “Dolu dolu yaşamanın” anlamlarıyla örülmüş bir dünya. “AŞK” günümüzde yaşamıyor, yaşayamıyor.</p>
<p>“AŞK’ı” sürgüne gönderdik.</p>
<p>Yokluğunu varlığımızda bir eksiklik gibi yaşarken “AŞK” sözcüğünü hala çok seviyoruz.</p>
<p>Anlamlar bizim üretimlerimizdir. Varlığımızın dışında gelmezler.</p>
</td></table>]]></description>
<pubDate>Sat, 23 Apr 2016 14:47:00 +0300</pubDate>
<link>/tr/makale/dusunce-ve-felsefe/324/ask/</link>
<image></image>
<guid>/tr/makale/dusunce-ve-felsefe/324/ask/</guid>
</item>
<item>
<title>Toplumsal Yaşamın Başlangıcına Köle-Efendi İlişkisi Yerleştirilebilir mi?</title>
<description><![CDATA[<table border="0" width="100%"><tr><td width="100"><img src="//assets/uploads/article/thumb/88.jpg"></td><td valign="top"><p>17. ve 18. Yüzyılın filozoflarına baktığımızda, insanlık tarihinin başında yer alan ve insanların henüz toplumsallaşmadığı bir dönemi varsaydıklarını görürüz. Bu dönemin özelliği, hukuk, ahlak, devlet, din gibi toplumsallaşmayı var eden ve düzenleyen hiçbir kurumun var olmamasıdır. Filozoflar tarafından “doğa durumu” diye adlandırılan bu dönem, bir biçimde sona ermiş, toplumsal düzen ortaya çıkmıştır. Toplum felsefesiyle ilgilenmiş pek çok düşünür için, doğa durumundan toplumsal yaşama geçişin gerçekleştiği o kritik nokta, toplumsal düzeni kavramak için, üzerinde düşünülmeye değer olmuştur: İnsanların toplumsallığa geçişi, kendi istekleri sonucunda mı gerçekleşmiştir, birbirlerinin diğerlerini tahakküm altına almasıyla mı?</p>
<p>Köle-efendi ilişkisi, bu geçişin bir tahakküm aracılığıyla ve zorla olduğunu düşünen filozofların başvurduğu ve içeriklendirmeye çalıştığı bir varsayımdır. Özellikle 19. Yüzyılda Hegel ve Nietzsche bu varsayım üzerine önemli belirlemeler yapmıştır.</p>
<p>Bu konuşmada, onların bu varsayım hakkındaki belirlemeleri ortaya konacak ve uygun görünmeyen noktalar serimlenmeye çalışılacaktır.</p>
</td></table>]]></description>
<pubDate>Sat, 19 Mar 2016 12:48:00 +0200</pubDate>
<link>/tr/makale/dusunce-ve-felsefe/321/toplumsal-yasamin-baslangicina-kole-efendi-iliskisi-yerlestirilebilir-mi/</link>
<image></image>
<guid>/tr/makale/dusunce-ve-felsefe/321/toplumsal-yasamin-baslangicina-kole-efendi-iliskisi-yerlestirilebilir-mi/</guid>
</item>
<item>
<title>Mitostan Felsefeye</title>
<description><![CDATA[<table border="0" width="100%"><tr><td width="100"><img src="//assets/uploads/article/thumb/83.jpg"></td><td valign="top"><p>Var olan her şey bilgidir. Diğer canlılar yaşamalarına yetecek bilgilerle dünyaya gelirler. İnsan ise bilgisiz doğar. Bilgilenmek için yalnızca bilme olanakları vardır. Bu yolda ihtiyacı olan bilgiyi kendisi yapmak, kendisi kurmak, kendi yaptığına göre yaşamak, kendisini denetlemek ve bilgilerini kendisi geliştirmek zorundadır. İnsan ne kadar bilirse, o kadar ve o düzeyde yaşayacaktır. İlk bakışta olumsuz gibi görünen bu insanlık durumu ahlakın, devletin, bilimin, sanatın, dinin yapıcı-yaratıcı yaşamanın, özgürlüğün, sorumluluğun, kendini aşmanın, kısaca insanca olan her şeyin dayanağı ve temelidir. İnsanın varlık yapısı bu temel üzerine kurulmuştur. Yalnızca insanın sahip olduğu yaşama sorununa yanıt da yine bu temel üzerinde hazırlanır. İnsan sorun ettiği her şeyi bilmek ister: evreni, doğayı, yaşamayı, kendisini ve hatta aradığı bilginin yapısını, kısaca her şeyi. Başlangıçta sorular ve sorulara bulunmuş tek tek yanıtlar vardır. Anlatılarak aktarılan, yaygınlaşan yanıtlar zaman içinde kaynaşıp toparlandılar ve insan bütüne ilişkin bir dünya tasarımına ulaştı. Bu, insanın ilk kuşatıcı kurgusu olan mitolojiydi. İnsan orada birçok sorusuna yanıt buldu, yanıtın hakikat olduğuna inandı ve o inançla yaşarken, mitoslar da yaşatıldı.</p>
<p>Öte yandan birçok yerde araştırmalar ve bilgilenmeler sürüyordu. Biriken yeni bilgilerle, Miletos kentinde yeniden bütüncül bir evren tasarımının ilk adımları atıldı. Felsefe böyle başladı. Sanıldı ki, felsefe başlayınca mitoslar bitti. Oysa mitoslar sürüyordu; mitoslar mitosu yaşatan inançla, onlara bağlanıp yaşayanlarla sürüyordu. İnsanın birden çok aklı yok: Bir tek akıl var. İnsan onunla mitos da yaptı, felsefe de yapıyor, bilim de. Öyleyse, ayrılık nerede? Mitostan felsefeye geçerken ne değişti? Mitostan felsefeye nasıl geçildi? İnsanın en büyük serüveni bilgidedir. Bilgi serüveni, ilk büyük doruğuna mitoslarda ulaştı, sonra büyük doruklar felsefede ortaya çıkmaya başladı. Eğer akıl tekse, bütün bunlar nasıl oldu? </p>
<p>Mitolojiyi kuran akıl ile pozitif kafalı insanların aklı arasında işleyiş bakımından pek büyük bir ayrılık yoktur. Mitosların temel yapısını oluşturan düşünme biçimi ile o dönemlerde felsefeyi başlatan, geliştiren düşünme biçiminin ve Renaissance ile başlayıp günümüze dek gelişip gelen bilimlerin çatısını oluşturan düşünme biçimi arasında da pek ayrılık yoktur. Mitos, felsefe, bilim arasındaki bu koşutluklar (paralellikler) ve etkileşimlere ilk rastladığımız yer, antikçağ Ege uygarlıklarıdır.</p>
</td></table>]]></description>
<pubDate>Sat, 20 Feb 2016 09:15:00 +0200</pubDate>
<link>/tr/makale/dusunce-ve-felsefe/318/mitostan-felsefeye/</link>
<image></image>
<guid>/tr/makale/dusunce-ve-felsefe/318/mitostan-felsefeye/</guid>
</item>
<item>
<title>Bileze Rehmet</title>
<description><![CDATA[<table border="0" width="100%"><tr><td width="100"><img src="//assets/uploads/article/thumb/82.jpg"></td><td valign="top">Litvanya Tarih Enstitüsü’nün düzenlediği “Birleşik Avrupa’da Balkan ve Baltık Ülkeleri: Tarih, Din ve Kültür” başlıklı uluslararası konferansa katılmak için Vilnius’taydık. Bu yazıda Vilnius’ta hem bilim çevreleri hem de gündelik yaşam içinde yaşadığımız kimi deneyim ve gözlemlerimiz paylaşılmaktadır.</td></table>]]></description>
<pubDate>Wed, 25 Oct 2017 10:37:00 +0300</pubDate>
<link>/tr/makale/gundem/315/bileze-rehmet/</link>
<image></image>
<guid>/tr/makale/gundem/315/bileze-rehmet/</guid>
</item>
<item>
<title>İran’da Türk Yerleşim Bölgelerinde Üniversite ve Okullarda Türk Dili ve Edebiyatı Çalıştayının Kurulması için Bir Teklif</title>
<description><![CDATA[<table border="0" width="100%"><tr><td width="100"><img src="//assets/uploads/article/thumb/81.jpg"></td><td valign="top">Allameh Tabatabaî Ünivérsitesi Türk Dili ve Edebiyyatı Bölümü öyretim üyelerinin Türkce öyretimi ile ilgili başarılı tecrübe, béceri ve diger Türkce öyrenim merkezleri ile işbirliklerini göz önünde tutaraq Bilim Araşdırma ve Téknoloji Baxanlığı’nın İran’da Türk yérleşim bölgelerinde ünivérsite ve oxullarda Türk dili ve edebiyyatının öyrenimi ile ilgili bir çalıştay quruma görevini bu bölümün öyretim üyelerine vérmesi uyğun, étkili ve başarılı olar.</td></table>]]></description>
<pubDate>Mon, 19 Sep 2016 09:01:00 +0300</pubDate>
<link>/tr/makale/gundem/313/iranda-turk-yerlesim-bolgelerinde-universite-ve-okullarda-turk-dili-ve-edebiyati-calistayinin-kurulmasi-icin-bir-teklif/</link>
<image></image>
<guid>/tr/makale/gundem/313/iranda-turk-yerlesim-bolgelerinde-universite-ve-okullarda-turk-dili-ve-edebiyati-calistayinin-kurulmasi-icin-bir-teklif/</guid>
</item>
</channel>
</rss>
